Tayyip Erdoğan’ı başa getirenler ve Türkiye’yi bekleyen tehlike!

RTE-Akp

Türkiye’de şu 15 yıllık süreçteki son dönemler,  uygulanan senaryonun, 1994 yılında ilk işaretlerinin verildiği günler. O tarihlerde Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Morton Abromovitz’in “Bu Erbakan bu işi beceremiyor, bize bizim aradığımız, çıkarlarımızı koruyacak, buna muktedir, bizim çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmekten geri durmayacak, daha kravatlı, daha şehirli görünümü olan bir başbakan lazım” sözleri dökülüyordu bir bir.

“Dünya düzeni, Türkiye’nin yönetimine kimlerin geleceğine daha o tarihte karar vermişti”. Bu yönetim değiştirilmeli ve göze batmayacak, kukla bir yönetim başa geçmeliydi. Temel hazırlıklar tamamlandı ve yerli basınla düğmeye basıldı. Sonrası malum.

Yeni dünya düzeninin kendilerine zorluk çıkartmadan yine kendi amaçlarına hizmet etmesini isteyen, bir takım isimlerin Türkiye’nin yönetimi için hazırlıkları başlatığı o zamanlardan belliydi. Aynı hazırlıklar şiimdiler de de yapılıyor. Nitekim  CIA istasyon şefi Nelson Letski’nin, ‘TBMM’nin her yerindeyim‘ sözleri tesadüf eseri sarf edilmemişti.”

O tarihlerde ABD’nin devlet televizyonu PBS’nin de dahil olduğu ve merkezi bu ülkede olan bazı televizyon kanallarının bir takım isimler üzerine yoğunlaştığını herhalde inkar eden çıkmayacaktır. ABD kaynaklı bu televizyonların ”Refah Partisi” başlığı taşıyan programlar yapmak istedikleri vakidir. Nitekim, bu tür taleplerle gelen televizyon kuruluşlarına kılavuzluk yapan ve aynı zamanda BBC’nin Türkiye’deki temsilciliğini yaptığı 1994 yılında yaşadığı bazı ilginç olaylara yer veren Gazeteci Yazar Banu Avar bir televizyon konuşmasında bunu doğrulamış ve bazı açıklamalarda bulunmuştu.

Banu Avar:

Nisan 1994′te, önce BBC, daha sonra ABC ve PBS aradı. Talepleri, Refah Partisi konusunda bir program yapmaktı.

Kendilerine Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bir görüşme ayarlayabileceğimi söylediğimde bana ‘Hayır onu istemiyoruz. Yardımcısı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ya da Fehmi Koru ile görüşmek istiyoruz’ dediler. Birebir aynı şeyleri talep ediyorlardı.

“Önce belirlenen isimler yönetime gelir. Gelir gelmez, ülkenin kaynakları özelleştirilmeye başlanır. Tüm fabrikalar kapatılır. İnsanlar, aç, işsiz kalır ve sokaklara dökülür. Evinden çıkamaz hale gelir. Daha sonra ise televizyonlar aracılığıyla zehir enjekte edilmeye başlanır.”

Son dönemde, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve evlilik programlarının bu amaçla yaygınlaştığını söyleyen Avar, bu programlarla toplumun kutsal değerlerine ve nimetlerine hakaret edildiğini, kadınların aile değerlerinden uzaklaştırıldığını, eğitimli kadınların ise yalnız ve özgür kadın imajı ile dönüştürüldüğünü belirtti.

YouTube Preview Image

Yıl 1997-98 dönemleri. Refah partisin seçimlerdeki başarısıyla başlayan o çalkantılı dönemler ve akabinde gelen darbe planlarıyla devam eden, ekonominin dibe vurdurulma, halkı yönetimle karşı karşıya getirme  ve yönetimi devirme planlarının şematik versiyonları üzerinde çalışıldığı dönemler.  Nihayetinde 28 Şubat.

Geçtiğimiz haftalarda gazetelerde ve bazı basın yayın organlarında ”Biz Erbakan’ı anlayamamışız” sözleriyle acitasyona giren bir takım aydınlarımız, 1998 lerde yaşamıyorlar mıydı bilinmez ama kendileriyle çelişen zıt tavırlar sergilemeye başladılar. Dilenciye söyletmeye kalksan, ben kendimle bu kadar çelişecek ne yaptım diye çıkışırdı.

Refah Partisi’ne doğrudan veya dolaylı yollardan uygulanan tecrit politikası meyvelerini verdi ve koalisyonla halk aç bırakıldı, develüasyon arttı, Türk parasının değeri düştü, dolar yükseldi, cari açık haliyle kontrolden çıktı ve halk seçimle İSYAN bayrağını çekti. İç medya ve dış basınla beraber Tayyip Erdoğan başkanlığında Ak Parti parlatıldı, cilalandı ve halkın önüne sürüldü.

Bizim milletimiz, aynı şeyin ısıtılıp ısıtılıp önüne sürülmesinden hoşlaşmaz ve bunu hem ABD, hem İsrail, hem de Rusya ile Fransa gayet iyi analiz edip süzmüşler ki içeriğe birkaç sos ekleyip, her seçimde; ”Değişiklik budur, hadi koçum sen bilin işini” deyip, medyayla ver gazı yanmasın stratejisiyle deh babam istediği gibi güdüyorlar bizi. Koyun ruhluyuz şahsen ben kabul ediyorum. Güdülmeye müsait olan her topluma, onu güdebilecek çobanlar atayacaksın ki kontrolden çıkmasınlar.

Banu Avar’ın da bahsettiği gibi Son dönem, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve evlilik programlarının bu amaçla yaygınlaştığı doğru tesbit. İti meşgul et ki, seni ısırmaya kalkmasın. Tasma boynunda, onu çekip çevirecek, kontrol edecek ip elinde olsun ki zıplamaya başlamasın.

Derdim, çığırtkanlık dellallığı yapmak değil ama Yugoslavya’da da öyle olmamış mıydı. Bu süreç Yugoslavya’da olduğu gibi ordu ve polisin karşı karşıya getirilmesiyle sonuçlanacak gbi geliyor bana.  Yugoslavya da askere karşı polis silahlandırılmıştı hatırlayın. Daha sonra barış gücü askerleri ‘biz sizi ayırmaya geldik’ diye devreye girmemişler miydi? Sonraki adım da ise ülkenin ham madde ve zengin maden bölgeleri ve havzaları ile tüm stratejik alanlara el koyulmasıyla tamamlanır.

Esad yönetimi ve Cumhurbaşkanı Esad masumdur ve suçsuzdur demiyorum tabiki de ama; Suriye için de aynı seneryolar dönüp duruyor. İlk etapta avrupa basını çalışmalara başladı ve Esad yönetiminin halkı katlettiği yönünde haberler yapmaya başladılar. Sonra canilikle suçladılar ve dikkta rejimcisi ilan ettiler. Bizim kanallarımızda da var böyle bi cızırdama sesleri. Akabinde Birleşmiş Milletler temsilcileri içeriye girdi. Keşifler yapıldı ve Esad yönetiminin katliam yaptığını doğruladı ve Annan Planı mıdır ne karın ağrısıysa Suriye yönetimi’ne zorla kabul ettirip, dışardan silahlı grupları dstekleyerek kaos çıkartarak ABD Suriye’nin kaynaklarını ele geçirmenin planlarının bir parçası olan Annan Planı’yla ABD’nin taşlarından birisini daha, gediğine oturttu.

Suriye ile ilgili birçok yalan haber yapıldı. İşte o haberlerden birisi:

YouTube Preview Image

Kendi ülkesinde 60′a yakın nükleer santral bulunmasına rağmen, İran’da kurulması planlanan ve İran’ın kurmayı planladığı sanrtali barışçıl amaçlar doğrultusunda kullancağını teyit etmesine rağmen, nükleer santral nedeniyle diğer batılı ülkelerle toplaşıp bu ülkeyi işgal etme planı yapan ve bunu bugün açıkça beyan eden Fransızları da anlamıyorum. Öyle ki bu işi yapmak için bir araya gelmeyi düşündüğü dayısı ABD’nin 110 tane, abisi olan İngilizlerin 35 adet nükleer santrali var; neden onlara dayılanılmıyor, merak ediyorum.

IRAK’ı çıkmaza sürükleyen ABD, Lüban’ı çıkmaza sürükleye ABD, Kuveyt’i, Yemen’i, Afganistan vs diğer sömürüsüne bağlayan ABD, yakında bize de ÖZGÜRLÜK getirecek bekleyin!. ABD hazır yemek ve asitli içecek kültürüyle kimyamız zaten yerinden oynadı. Özgürlüğümüz de Ak Parti Öncülüğünde, ABD ve İSRAİL güdümüyle yakındır.IRAK’a geldi, Suriye’ye gelmek üzere.İran’dan zaten uzaklaştık..

Merak ettiğim bir şey daha var, ABD, IRAK’a ÖZGÜRLÜK getirdi mi getirrmedi mi? Bana bunu RESMİ delilleriyle sunsunlar isterim. Ki Suriye’ye de özgürlük getireceklerine bir nebze de olsa inanasım gelsin. ABD yardakçıları.. BM’ye GÜVENMİYORUM!

Derbeder Talim Eder!..

Ben 3SSivriSinekSaz

Klavyenizin ← → (Yön) tuşlarını kullanabilirsiniz

2 Comments

  1. yunus emre

    May 29, 2012 at 8:41 AM

    tarafsız değilsiniz kardeşler kendinize göre senaryo hazırlıyorsunuz kafanızda böyle olacakmış gibi milleti kandırıyorsunuz dürüst olun

  2. Miraç

    Haz 17, 2012 at 4:19 PM

    Fevkalade güzel yazmışsınız.Banu Avar’ın tesbileri de yerinde.Haberler bile paso ak partiden bahsedip duruyo.Konuyla alakasız olcak belki ama işçinin sırtına yüklenen ve ”yellenme vergisi”ne kadar soyulan,6 ayda bir verilecek 20 lira için 3.5 ay süründürülen işçiyi düşünmek lazım.Millet vekillerine gelince gecelik zamlar maşallah haldır haldır akıyo.. Belediyelere baksanıza, paso park bahçeler üretip, lale dikme yarısındalar.İşsizliğe çözüm üretme dertleri yok, kangrene dönüştürdükleri baş örtüsü problemini(nasıl problem olduysa artık) düşünen yok!,Yıllardır AB diye diye kıçımızı yırtıyoruz. Dar düşünüyorum belki ama ne varsa bu AB ‘de..AB bize girsin, biz niye onlara dahil olmak için yırtınıyoruz ve OYALANIYORUZ hala anlamış değilim.adamlar zaten ALMAYIZ, bizde sizi hazmedicek kalça yok diye apaçık söylüyolar..Ülkemizi kalkındıralım, iç düzenimizi doğru dürüst sağlayalım bakın bakalım biz onları nasıl hazmediyomuşuz..Yunus Emre Bey’e gelince, Safsata tarafsızlık meselesi..kimsenin kafasında olacakmış gibi bi senaryo yazma durumu yok bence.görünen köy kılavuz İSTEMEZ!.işçinin,tarımın,köylümün halini nasıl oluyo da görmzden geliyosunuz anlamıyorum..

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız Login